29 Ocak 2012 Pazar

Californication -4-: Universal Studios

Bu videoda duyduğumuz müzik, uzaydan çekilen bu dünya fotoğrafı hepimize bir şeyler anımsattı değil mi? Belki Jurassic Park, belki Back to the Future, belki Fast and the Furious. İzlediğimiz bir çok filmin, dizinin çekildiği Universal Studios'un kocaman bir alana kurulmuş onlarca stüdyodan oluşan bir yer olduğunu biliyor muydunuz? Oraya gitmeden önce ben de bilmiyordum, ancak orada gördüklerim, öğrendiklerim o kadar güzeldi ki, mutlaka bloga yazmalıydım. Aylar geldi geçti, ben yazmaz oldum; ama Ağustos ayında gittiğimiz Amerika seyahatinin 4. yazısı, geçen gün orada çekildiğine şahit olduğumuz Dream House filmini izleyince tekrar aklıma düştü. Hatta bu yazıyı yazarken o günü bir daha yaşadım ve bunun hayatımdaki en ilginç, en eğlenceli, en gerçek dışı gün olduğuna karar verdim. Sizin de gitmiş kadar olmanız için bol fotoğraflı, videolu bir yazı hazırladım. Bu gazla seyahat yazılarımın devamını da getirmeyi umuyorum bir an önce, buyurun:


video

Sinema dünyasının merkezi Los Angeles'taki 3. günümüzde, şehrin en önemli özelliğinin hakkını verelim dedik ve bildiğimiz bir çok filmin çekildiği Universal Studios'a gitmeye karar verdik. Biletlerin kişi başı tahminen 60$ olacağını söylediğimde babam "Oha!" dedi. Oraya vardığımızda önce otoparka verdiğimiz 20 dolar, sonra da giriş için vereceğimiz kişi başı 77 dolarla gözlerimiz açıldı. Bir de yiyecekli bilet seçeneği vardı, biraz daha fazla ödeyip içeride sınırsız yemek yiyebiliyordunuz - tabi 1 kişilik -. Bizim Türk aklımız hemen fitne fesadı düşünüp "Her aileden 1 kişiye yemekli bilet alalım, gider gelir alırız hepimizin yemeği bedavaya gelir"e çalıştıysa da, babam "Bırak kızım o kadar para için bu keferelerin hakkını mı yiyeceğiz" diyerek öğle yemeğinin parasını çatır çutur ödedi, tabi içeride her şey oldukça tuzluydu. Ancak içeri girer girmez gördüklerimiz bize verdiğimiz paraların hepsini unutturdu. Her tarafta bakacak bir şey, her yerde bir hareket vardı.


Theme park'ları çocuklara göre olduğunu düşünebilirsiniz, ancak alakası yok. Disneyland'da bile bir yetişkin hiç sıkılmadan tüm gününü geçirebilir diye duymuştum gidenlerden, hele ki burası her yaşta insanın ağzını açık bırakacak bir yer. Zaten girişinde bile nasıl bir yere geldiğinizin
farkına varıyorsunuz, sizi kırmızı halıyla karşılıyorlar.



Biletlerimizi aldıktan sonra kapıdan geçtiğimizde bizi karşılayan görevli kısaca harita üzerinde parkı tanıtıyor. Önce stüdyo turuna gitmemiz gerektiğini, çünkü orada çok sıra olacağını söylüyor. Bunun üzerine ben elimde harita, hızlı hızlı hedefe yürümeye başlıyorum. Ama bizimkiler sağda solda durup durup fotoğraf çektiriyor. "Dönüşte çektirirsiniiiz" diye diye zar zor sıraya götürüyorum. Ama ne sıra. Yılan gibi kıvrılan 20-30 tane sıraya dizilmiş yüzlerce insan bekliyor. Neyse, yaklaşık 45 dk boyunca sağımızdakileri, solumuzdakileri inceledikten, araya kaynayan bir adama azarı kaydıktan sonra 4 vagonlu, yanları açık bir otobüse biniyoruz. Klasik Amerikan esprili konuşmasını ezberleyen ve günde onlarca kez tekrarladığı belli olan muavinimiz Matthew ile tura başlıyoruz.


Sağda solda bir sürü kocaman stüdyo binası görüyoruz. Hepsinin üzerinde orada çekilen filmin afişi var. O sırada yakın zamanda vizyona girmiş/girecek olan "One Day", "The Thing" ve
"Dream House" çekiliyordu.

Bu stüdyoların içini de gezmek istiyorsanız, yaklaşık 250 dolar verip VIP Pass almanız gerekiyor, ki biz bunu yapmadık tabi. Dizilerden CSI, Bones, Ghost Whisperer orada çekiliyormuş. Hatta Geleceğe Dönüş'teki şu en son geleceğe gitmek için kullandıkları saat kulesi var ya, işte onun olduğu meydan Ghost Whisperer'daki meydanla - izlemediğim için bilmiyorum - aynıymış. Tabi bunları anlatırken ekranlarda filmlerden kareleri de veriyorlar.



Stüdyoları gezdikten sonra, bir şehrin içine giriyoruz. Burası evleriyle, işyerleriyle, arabalarıyla tam bir şehir. İki üst resimde arka plandaki binalardan da anlayabileceğiniz gibi, önden gayet normal görünen, ancak yandan bakınca kısacık bir ene sahip olan binaları var. Hatta aşağıdaki resimden görebileceğiniz gibi yakından çizim olduğu belli olan ancak uzaklaşınca 3 boyutlu görüntü veren binalar bunlar. Evet resimdeki iki bina da aynı, ikinci resmin sağ alt köşesinden çıkan kırmızı kaput birinci resimdeki jipe ait. Arabalar gerçek, çekilen sahneye göre yerleri değiştiriliyor / kullanılıyor.


Matthew How I Met Your Mother'ın orada çekildiğini söylediğinde çok heyecanlanıyorum, ancak bizi onların kafesinin olduğu yere götürmüyor, malum "VIP" değiliz. Aa, bir dakika internette bunu biraz araştırdım ve karakterlerin beşinin de farklı farklı yolları deneyerek restorana ulaşmaya çalıştıkları sahnelerin tam da buralarda çekildiğini gördüm. Hatta dikkat ederseniz Ted'in koştuğu sahnede hemen yukarıdaki sarı binayı görebilirsiniz. Hatta Lily videoda benim bahsettiğim Back to the Future setini söylüyor. 2:43 dakikalık videonun linki bu

Açık alan stüdyolarını gezmeyi bitirdiğimizde, sıra Peter Jackson'ın yarattığı, dünyanın en büyük 3D deneyimi olan King Kong 3D gösterisine geliyor. Karanlık bir tünelin içine giriyoruz ve Matthew'un uyarısıyla önceden dağıtılan gözlüklerimizi takıyoruz. Birden sağımızda ve solumuzda, hatta önümüzde ve arkamızdaki panaromik perde açılıyor ve biz bir ormanın içine düşüyoruz. Birkaç dinozor tam karşımızda bize bakıyor. Birkaç saniye sonra devasa T-Rex geliyor. Sonra da ondan aşağı kalır yanı olmayan King Kong. İkisi dövüşmeye başlıyorlar, üzerimizden atlıyorlar, bu sırada bizim otobüs de beşik gibi sallanıyor. Bir ara T-Rex salyalarını akıta akıta üzerimizden atlıyor. O sırada yüzümde bir ıslaklık hissediyorum "Ulan?!" diye elimi yanağıma götürdüğümde sıvının müköz değil, su olduğunu anlayınca rahatlıyorum. Bunların ikisi itişip kakışırken sonunda olan bize oluyor ve otobüsümüz bir uçurumdan aşağı yuvarlanıyor. Çığlık kıyamet, yolcular da iyice havaya girmiş. Ben de normalde böyle şeylerden utanırım ama herkes çığlık atınca ben de bir kaç "aa, uu" yapmış olabilirim. Yahu ben anlatmayayım, anlatmakla olmaz, siz en iyisi şuradaki videoyu izleyin de bu gösteriyi kendi gözlerinizle görün. Link burada

Otobüsümüz kendini zar zor dışarı attıktan sonra, o güne kadar Universal'da çekilen önemli filmlerden aklımızda kalan arabaların olduğu bölüme geliyoruz. Aşağıda fotoğraflarını göreceksiniz zaten.


Bu da bittikten sonra, sıra arabaların uçup kaçtığı, patladığı sahnelerin nasıl çekildiğine geliyor. Elbette ilk akla gelen film Fast and the Furious (Hızlı ve Öfkeli) oluyor. Zaten arabalar da bu filmde kullanılan iki Volkswagen. Stüdyo turunda kendinizi olayın içinde hissedebilmeniz için alev, su gibi hissedebileceğimiz şeyleri çok kullanmışlar. Burada da bir sürü patlama oluyor, alevlerin sıcaklığı yüzümüzü yalıyor. Arabaların nasıl uçtuğuna şahit oluyoruz. Altlarındaki bir kol onları istenilen yöne hareket ettiriyor. Gösterinin sonunda müzik eşliğinde ufak da bir senkronize dans şovu gerçekleştirerek bizi gülümsetiyorlar.


Sıradaki durağımız eski bir Meksika mahallesi. Buradan küçük evleri, meşhur iki kapılı barları izleyerek geçerken otobüsümüz duruyor. Birden yağmur yağmaya başlıyor ve bir de bakıyorum önümüzdeki kupkuru yokuştan bir sel dalgası geliyor! Adamlar bir dakika içinde yağmur yağdırıp, sel bastırıp ortalığı eski haline döndürüyor, biz de ağzımız açık bir şekilde yolculuğumuza devam ediyoruz.



Bir Western mahallesine giriyoruz. Vahşi Batı'daki evler küçük, niçin böyle olduğunu Matthew bize açıklıyor; kovboyların daha büyük görünmesi içinmiş. Daha sonra o sırada çekilen Microsoft reklamına rastlıyoruz. Bu iki deveyi sonra bir yerlerde görürseniz, beni hatırlarsınız.


Sıra geliyor Earthquake filmine. Earthquake (Deprem) 1975 yılında çekilmiş bir film. Üzerinden 30 sene geçmiş olsa da, kullanılan teknoloji aynı ve biz bu teknolojiyi test etmek üzereyiz. Otobüsümüz bir metro istasyonuna giriyor ve duruyor. Birden yer sallanmaya başlıyor, ışıklar kesiliyor. Yaklaşık 7 büyüklüğünde (sismograf mıyım neyim, nerden biliyorsam) yapay bir deprem yaratıyorlar. İlk başta sadece sallanıyo
rken biraz sonra işler çirkinleşmeye başlıyor. Elektrik trafosundan kıvılcımlar çıkıyor, her yeri su basıyor, yan raydaki tren bizim otobüse çarpıyor (gerçekten savruluyoruz) ve tavan çöküp içeri bir tanker düşüyor! Bu kadarı bize yeter diyerek tekrar gün ışığına çıkıyoruz.



Yazı yeterince uzun oldu, ama daha anlatacak çok şey var. Stüdyo turunun geri kalanını (Jaws, Umutsuz Ev Kadınları, Grinch, Psycho, The Lake House, War of the Worlds) ve Universal Studios'ta geçirdiğimiz günü bir sonraki yazıda, bir iki gün içinde yayınlayacağım. Stay tuned, görüşmek üzere.

Not: Daha önceki Amerika yazılarım için buraya tıklayabilirsiniz

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Ya biz eyfele ciktigimizda amaan buna cikip da napicam demistim ama yaziyi okuduktan sonra dusundum ki ben fenaymisim cok afedefsiniz ama esekmisim he. Ciktigim yerden fotolar cekseymisim video falan koysaymisim boyle anlatsaymisim keske ya. Bi daha gezmeye bi yere gidersem sonrasinda boyle bi post yayinlamaya calisicam.

Yazi cok guzel olmus. Faydali bilgilendirici eglenceli. Mis gibi olmus

jules dedi ki...

Estaağfurullah, eşek meşek. Çok teşekkürler

gezen mi bilir sezen mi dedi ki...


Ellerine , gözlerine ayaklarına saglık :)) gittim gördüm bayıldım

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...