3 Ağustos 2010 Salı

İngiltere'nin Denizi

Geçen haftasonu Türkiye'den çok yakın arkadaşım Naz -o da Londra'da bir dil okulunda- bizim eve kalmaya geldi. Cumartesi günü 4 kız İngiltere'nin sahil şehri Brighton'a gittik. Buradan Londra'ya gittik, oradan metroyla başka bir istasyona geçtik, oradan da Brighton trenine bindik, baya uzun ve zor bir yolculuk oldu yani. Direkt giden otobüsler de vardı ama tren biletini 4 kişi aldığınız zaman fiyat yarıya iniyor, o yüzden treni tercih ettik.


Brighton'a vardığımızda istasyonda bedava dağıtılan haritalardan almaya gittik. Danışma masasına gittiğimizde bir de baktık, sadece 3 tane kalmış. Oradaki görevli bayanın masasında da bir 10-15 tane var. Selin onun yanına gidip bir tane harita rica etti, kadının cevabi "Lütfen sıraya girin" oldu. Sira dediği 10-15 kişilik, herkesin işi 10'ar dk. sürüyor. Hayır alt tarafı bir tane harita vereceksin, uzansam masanın obur tarafından ben de alırım yani o kadar yakında duruyor. Neyse sonunda diğer yolcular da isyan etti de kendisi lütfedip haritalari koydu.Londra seferimizde yanimizda olup bize rehberlik eden Pınarcığım bu gezide yanımızda olmadığından ne yapacağımızı bilemez haldeydik. Haritada gözüken en yakın müze olan Oyuncak Müzesi'ne gidelim dedik. Müzeye girmemizle çıkmamız bir oldu, çünkü hayal ettiğimiz gibi ilgi çekici oyuncaklar yerine tahtadan trenler, arabalar vardı ve giriş paralıydı.

Dışarı çıktığımda şunu fark ettim, burası şimdiye dek gördüğüm hiçbir İngiliz şehrine benzemiyordu. Denize kadar devam eden yokuşu - Cambridge'de hiç yokuş yok, bisiklet kullanırken çok rahat oluyor -, yanınızdan geçen arabalardan yabancı plakalı olan birkaçının direksiyonunun doğru tarafta oluşu - başka bir şehirde bunu görmedim- , beyaz evleri, parklardaki martıları, Taj Mahal'e benzeyen Pavillon'u, parlayan güneşi ve tabi ki denizi, yani okyanusu ile İngiltere'den değil de Kıbrıs'taymışsınız gibi hissettiriyor.

Tren istasyonu ile deniz arasındaki yokuştan inmeye başladık. Biraz gittikten sonra karşımıza dükkanlar çıktı, ama öyle bildiğiniz ünlü markalar falan değil. Plakçılar, 2. el kıyafet ve eşya satan mağazalar, el yapımı şapkalar, tokalar, cam şişelerden küllükler, bardaklar yapan dükkanlar var. Buralara dönüşte geliriz diye şöyle bir bakıp geçtik, bu memlekette dükkanların en geç 6'da kapandığını unuttuk tabi, o dükkanlara bir daha giremedik.


Tarihi eser olarak yalnızca bir tane sarayları var, Royal Pavillon. 19. yüzyılda Kral George zevk-i sefa sürmek için, yazlık saray olarak yaptırmış. Deniz kenarı olduğu için o sıralar sosyetenin gözde sayfiye yeriymiş. Ama sarayın içine girmedik; hem biletler 10 pound'du, hem de çok sıra vardı.

Oradan sonra Brighton'ın en büyük atraksiyonu olan Brighton Pier'e gittik. Pier, kıyıdan denizin birkaç yüz metre içine kadar uzanan devasa bir iskele. Üzerinde koskocaman bir atari salonu ve lunapark var. Lunaparktaki oyuncaklar da okyanusun tam kenarına kurulu. Bu yanda gördüğünüz oyuncak en uçta duruyor ve o iki kol dönüyor. En tepedeyken de takla atıyorsunuz. Denizden yüz metre yüksekte denize tersten baktığınızı ve uçtuğunuzu düşünün. 7 tur atıyor ve indiğinizde dengenizi bulmanız biraz zaman alıyor. Selin'in ısrarlarıyla bindiğim bu oyuncakta geçirdiğim 3-5 dk'dan sonra yere indiğimde artık daha cesur bir insan olmuştum, ciddiyim.

Brighton'daki 5 saatimizi de Pier'de geçirdikten sonra saatimize baktığımızda fark ettik ki ne dükkanlara bakmaya, ne de bir oyuncağa daha binmeye vaktimiz var. Koşar adımlarla istasyona gidip trenimize bindik. Trenle 2 saat 40 dk. süren yolculuktan sonra evimize vardık. Cambridge de olsa insanın evi gibisi yok tabi.

Hep gittiğim yerlerden bahsediyorum, biraz da okuldan bahsedeyim, şöyle bir gelişme oldu, EF2 sınıfından (upper-advanced arası) F'e (advanced) yükseldim.

Şimdilik bu kadar, bu haftasonu da Oxford'a gitme planımız var. Görüşmek üzere.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Pier güzeldi ancak zamanınızın çoğunu orda geçirmeseydiniz keske şehir merkezindeki her mağaza girilmeye değerdi.Bundan sonraki gezilerinde iyi eğlenceler...

jules dedi ki...

keske girseydik ben de uzuldum. tren biletleri pahali olmasa bir daha giderdim.

Serpil dedi ki...

Hayatım seni çok özledik yazılarını merakla okuyoruz Altınoluk ta bu yıl deniz her zamankinden daha güzel geleceğin günü merakla ve özlemiş olarak bekliyoruz
Anene ve deden

Adsız dedi ki...

e-aile bu olsa gerek.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...